SUAVİ
Yaşadığımız dünyayı, insanlığın varlığını sürdürdüğü bu gezegeni, bir an için bir insan gövdesine, bedenine, yüzüne benzetin lütfen.
Ve
bu gövdeye,
bu
bedene,
bu
yüze,
nükleer
atıklarla, kimyasallarla saldırıldığını ve bu bedenin, bu
gövdenin, bu yüzün derin bir biçimde yakıldığını, vücut
bütünlüğünün bozularak adeta tanınmaz bir hale getirildiğini
düşünün ama ölmediğini, fakat büyük acılar çektiğini,
yoğun bakımda yaşama mücadelesi verdiğini düşünün ve lütfen
kendinize sorun..,
“Bugünkü
mevcut tıbbi ve teknik olanaklarla, ilaçlarla, ameliyatlarla,
estetik ve plastik cerrahi teknikleriyle bu gövde, bu beden, bu yüz,
kaş, göz eski haline döndürülebilir mi?”
Cevabınızı
duyar gibiyim. HAYIR !
Evet;
doğru
cevap hayır ve hatta “mümkün değil” olmalıdır.
Mümkün
değil!
O
halde,
Buradan
hareketle,
Nükleer
atıklarla, kimyasallarla, zehirlerle, dönüşümü imkansız
maddelerle tahrip edilmiş, büyük yaralar almış bu dünyanın bu
hale gelmesinden, getirilmesinden kim-kimler sorumludurlar.?
Suçlu,
ayağa kalk!
[Bu
önlemleri desteklediğim halde]
İnsanlara
çevre dersleri veren // bir tek plastik şişenin bile doğaya
atılmasını reddeden ve hatta insanları şu veya bu şekilde
cezalandıran, ayıplayan // evsel atıkları, renkli çöp torbaları
ile kategorize ederek // marketlerdeki naylon poşetleri dahi,
sırf caydırıcı olsun diye “parayla satan” bu
sistem-otorite;
Nasıl
olur da bu gezegeni koskocaman bir zehir, kimyasal ve nükleer atık
çöplüğüne dönüştüren “Vahşi Kapitalizmi” ve onun
icracılarını bilmez-görmez veya görmezden gelir?
Ki;
bu hiç inandırıcı değildir.
Oysa:
*
Nehirlerimizi, derelerimizi, göllerimizi, denizlerimizi, canlı
yaşamları yok edecek düzeyde kirleten,
*
Ormanı, toprağı, tarım arazilerini ot bile yetişemez hale
dönüştüren,
*
Soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, yediğimiz gıda maddelerini
adeta zehirle iç-içe sokan kim ?
Biz dahi
biliyorken!
Bugün
oyun çağında çocuklar, muhtelif coğrafyalardan dünyalarını
kirleten devasa şirketlere, onları koruyan-teşvik eden ülkelere
ve yasal zeminler hazırlayan “kocaman” siyasetçilere, kimi
iktidarlara adeta tokat gibi çevre dersleri verirken,
Üstelik:
*
Mevsimler doğal seyirlerinden çıkmışken
* Yağmur zamansız, yetersiz ve/veya çamur-zehir yağarken,
* Kar, yüzünü saklar, toprağı örtüsüz-yorgansız bırakırken,
* Güneş bile yeterinden oldukça farklı ve yakıcı, acı verici bir tehdit olmuşken ve bunların suçlusu asla gündelik işini yapan “büyük insanlık” değilken..,
– Bu doymak bilmez oburca hırsa,
– Bu vahşi sömürüye,
– Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan banane’ci, bencil ve küstah anlayışa itiraz etmek, dur demek çocuklarımızın görevi olmamalıdır!
Çünkü, gelinen noktanın ve bu talancı, yıkıcı, tehditkar gidişatın sorumluları ayman açık ortada ve net olarak belliyken…,
Çocuklarımızın omuzlarına dünyanın en ağır sorunlarını yüklemek, bir çeşit vahşet ve acımasızlık olacaktır.
Tüm
bunları söylerken;
bir
şahsı, bir şirketi, bir ülkeyi ve yönetilen halkını suçlamak
niyetinde olmadığımı, bir sistemi, bir yönetim anlayışını,
bir işgalci-talancı egemenlik anlayışı hedeflediğimi beyan
etmek isterim.
Ama
şunu
da belirtmeliyim ki;
Dünyanın bu noktaya gelmesinde, ortalama/sıradan bir insanın, sömürülen halkların ve çocukların masumiyeti bilinmeli ve bu gerçek asla gözardı edilmemeden, sorunun gerçek kaynağı deşifre edilmelidir.
Bugün dünyayı nükleer ve kimyasal bir çöplüğe dönüştürenlerin başında, (tespit edilmiş somut verilere dayanarak) Çin ve ABD gelmektedir ve bu ölümcül çöplüğün yaklaşık olarak % 45’i, bu iki devletin marifeti olarak ayan-beyan ortada gözükmektedir.
LÜTFEN:
Şık
ve bakımlı sokaklardan, göreceli olarak göz kırpan vitrinlerden,
ihtişamlı kentlerden, büyüleyici ve ‘cezbedici’ azınlık
yaşamlardan (size henüz dokunmamış bile olsa) ve yalnızca
bulunduğunuz meskun mahalden bakarak sorgulamayınız bugünkü
dünyayı. Daha geniş bakıldığında görülecektir ki; Dünyamız,
hepimizin yarınını, yaşamını tehdit edecek boyutta bir
saldırıya, talana ve sömürüye muhataptır ve yeterincede
örselenmiştir!
Bunca
tahribatın, talanın karşılığında elde edilen kazançların
5-10 katını harcasak bile, binlerce yılda şekillenmiş bu
muhteşem eseri (dünyayı) yeniden ve orijinal haline dönüştürmeye
gücümüz yetmeyecektir. Çünkü; dünyanın
yüzü ve bedeni, dönüşü mümkünsüz “yaralar” almıştır.
Ancak
hep beraber; coğrafya, ırk, cinsiyet gibi
ayrımı
yapmaksızın, dayanışarak “Dur!”
diyebilirsek, dünyamızın ölümünü engelleyebilecek
ve dünyayı-sokulduğu bu koma halinden çıkartabilecek avantajı
yakalayabileceğiz.
Yani hâlâ çok gecikmiş değiliz. Yeterince umut ve çıkış yolumuz var, o halde en yüksek perdeden; yaşanacak bir dünya mümkün, diyebilmeliyiz.
Bu vahşi kapitalizmi ve bu talancı, yalancı emperyalist sistemi ve onun işbirlikçisi çıkarcı çeteleri ancak BİZLER / yani ; “büyük insanlık“ omuz-omuza verebilirsek, durdurulabiliriz.
Tam da bunca çevre sorunu/sömürü/talan almış başını giderken bugün;
Nordstadt’ta faaliyetlerini yürüten DİDF/Bezent e.V.’nun ev sahipliğinde çok önemli bir sunum gerçekleştirildi. Üstelik, geldikleri toprakları sorunlu, ülkeleri sıkıntılı ve ağırlıklı olarak 2., 3. sınıf diye nitelendirilen, sömürülen, savaş yorgunu ülkelerin insanlarının çoğunluğunu oluşturduğu bu bölgede, Nordstadt’ta:
“Yaşanacak bir dünya mümkün” diyerek, “İnsan/Çevre ve Ekoloji mücadelesi üzerine” dopdolu bir söyleşi yapıldı.
Teşekkürler
DİDF. Teşekkürler
gazeteci-çevreci sayın
Özer
Akdemir.
Daha
temiz ve yaşanılabilir bir dünya umuduyla-dayanışmayla!
Antworten