Yaşamın kıymetini bilmek

SİNAN ÖZTÜRK

Şair Yazar Sinan Öztürk, SdN için yazdı

Bütün dünya şu an ortak bir sorunla mücadele ediyor: “Covid-19” ya da yaygın kullanımıyla “Corona virüsü”. Sorun ortak olunca dert de ortak oluyor. Bir süredir çoğunluğumuz evlere kapanmış vaziyette bilim insanlarının en kısa zamanda bu virüse karşı bir ilaç bulmasını bekliyoruz. Bizim yapabileceğimiz şeylerse kendimizle ve yakın çevremizle ilgili bilinen gerekli tedbirleri almak. Sanayi devrimi tüm dünyanın sadece üretim biçimi ve üretim ilişkilerini değiştirmekle kalmadı bunun yanısıra beraberinde çok farklı sorunları da getirdi. Bunlardan en önemlisi çevre kirliliği ve çevre talanı. Hepinizin bildiği şeyleri yazmama gerek yok. Genellikle evlerimize kapandığımız bugünlerde ben kendi şahsıma en çok bu sorunu düşündüm.

Bağışıklık Sistemi

İnsanlık, bağrından çıktığı doğaya hükmetme hırsında büyük yanlışlar yaptı. Çok daha az oksijen alıyoruz, çok daha fazla kimyasal içerikli besinler soframıza giriyor, çok daha fazla gürültüye maruz kalıyoruz. Tüm bunlar sadece doğayı değil içindeki insanları da giderek çok olumsuz bir şekilde etkiledi. Kanser vakaları had safhada. İnsanların bağışıklık sistemi soframıza giren kimyasal ve genetik yapısı değiştirilmiş gıdalarla gitgide zayıflamakta. İşte corona virüsü de tam buradan yakalıyor insanları: Zayıflamış bağışıklık sistemi. Son yıllarda çeşitli adlarda farklı virüslerle mücadele etmek zorunda kaldık. Oysa var olan bilgi ve teknoloji optimal kullanılabilseydi insanlığa çok daha fazla sağlık katkısında bulunulabilirdi. Doğanın bozulan dengesi, onun bir parçası olan insana da yansımış, özellikle bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle insanların yaşam ve ilişki biçimlerinde hızlı bir değişim olmuş, doğayla bağ daha da azalmış ve tüm bunların da etkisiyle bağışıklı sistemlerimiz biraz daha zayıflamıştır.

Kapitalist Sistem

Dünyaya egemen kapitalist sistem, yapısı gereği çok fazla üretim ve tüketime dayalı olduğu için sınırlı yeryüzü kaynakları da aynı hızla tüketilmekte. Bir süre öncesine kadar dünya çapında küresel ısınma ve çevre sorunlarına karşı kitlesel gösteriler yapılmış ve bu çok ciddi sorunlara dikkat çekilmiştir. Ancak şu an öyle bir durumdayız ki, tüm dünyanın, siyasetçilerin, devletlerin, sivil toplum örgütlerinin yapamadığını işte bu virüs yaparak havadaki karbon salınımında büyük düşüş sağlanmıştır. Çünkü insanlar çok daha az otomobil kullanıyor, çok sayıda sanayi işletmesi ve fabrika üretime ara vermiş durumda, uçak seferleri birçok yerde sıfırlanmıştır. Deyim yerindeyse hava nefes almaya başlamıştır. Ama bu durum fazla sürmeyecektir ve ne yazık ki bu virüs bertaraf edildikten sonra büyük bir ihtimalle hiçbir şey değişmemiş gibi hayat devam edecektir.

Doğaya Dönüş

Aydınlanma çağında yetişmiş olmakla birlikte uygarlık eleştirisi ve „doğaya dönüş“ önerisiyle Fransız Devrimi’nin öncüllerinden sayılan Rousseau bir bakıma „yabacılaşma“ teorisine de dikkat çekmektedir. İnsan sadece emeğine değil, içinde var olduğu çevreye de yabancılaşmaya başlamıştır. Doğadan kopmak insanı güçlendirmediği gibi aksine zayıflatmıştır. İşte bu zor günlerde sanırım çoğumuzun düşünmesi gereken bir noktadayız: Doğaya dönüş, yabancılaşmayı kaldırmak! Ama nasıl? Bizler sıradan insanlar olarak çok fazla şeyi değiştirebilecek güçte değiliz. Ancak bizi yönetenler, devletler, kurumlar üzerinde özellikle sivil toplum örgütleri bünyesinde ve aracılığında baskı kurabiliriz. Üretim tarzında daha çevreci tedbirlerin alınması, fosil yakıtların ve nükleer enerjinin kısıtlanması ve giderek kaldırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve yöntemlerine yönelmek gibi birçok olanak hayata geçirilmelidir.

Uyarılar

Ünlü fizikçi Hawking, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş virüsler veya nükleer savaş gibi olayların dünyanın sonunu getirebileceğini ve bu uyarıların ciddiye alınmadığı sürece bu zamanın çok da uzak olmayacağı konusunda ölmeden önce bizleri son bir kez uyarmıştı.

Şu an tüm dünya ciddiye alınmayan bu uyarıların kısmen gerçekleştiği bir dönemden geçiyor.

İnsanın doğayla yeniden iç içe olması, onunla barışması, onu sonsuz bir kaynak olarak görmemesi ve ona bu bilinçle yaklaşması hızla gelişen bu sorunlar karşısında bir duvar oluşturabilir. Yeni bir toplumsal bilinç gelişebilir. Elimizdekinin kıymetini anlama bilinci gelişebilir. Ama bunun için cidden ve samimiyetle çok çalışmak gerekir.

Son Söz

Şu an bu kısıtlı şartlarda bile elimizde olanaklar var. Yaşadığımız her şeyi, ilişkilerimizi, iş hayatımızı yeniden gözden geçirebiliriz. Her bireyin mutlaka sunabileceği olumlu katkıları vardır. Ve şu sorunu sürekli aklımızda tutalım: „Biz var olduğumuz sürece mi yoksa biz var olmasak da sürmesini istediğimiz bir yaşam için mi yaşamalı ve çaba göstermeliyiz?“

Seçimlerimiz „Benden sonra tufan!“ anlayışı olmamalıdır.

Herkese sağlıklı ve sabırlı günler diliyorum.

(Sinan Öztürk)

Ersten Kommentar schreiben

Antworten

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.


*